6 Ocak 2021 Çarşamba

ALEM DM - PERDE ALBÜM ANALİZİ


        2013 yılının ekim ayında çıkan Perde, Alem DM'in ikinci albümü. Biri intro olmak üzere toplam 13 şarkıdan oluşmakta; albümdeki tek düet parça da -ilk albümde olduğu gibi- Ruger'le kaydedilmiş. (Alem'le Ruger'in üç tane de albüm dışı düetleri olduğunu belirtelim [“Ritmi Hisset”, “Yoksay”, “Kasma”].) Bu albümde remix versiyon yok; ama “Bu Hareket” parçasının bir anlamda “Sebebim Yine”nin remix versiyonu olduğunu söyleyebiliriz.

        1- “İntro”

        Uzunca bir sözsüz müzikle albüme giriş yapıyoruz. Başta gece saatlerini andıran sade bir kısım var, kırk saniye sonra sound zenginleşiyor. Yatıştırıcı, güzel bir müzik. Dizilerin aksiyon öncesi hazırlık ve gizemleri araştırma safhalarını hatırlatan cinsten.
8/10

        2- “Adrenalin Modu”

        Şarkının başında yatıştırıcı, hoş bir giriş var; bu açıdan “İntro”yla uyumlu. Genellikle rap piyasasıyla ilgili sözler içeren parça teknik anlamda gayet sağlam. İlk verse'te kafiyelerin uzun süreli kullanılması gayet iyi olmuş, ikinci verse'te de kafiyeler serileşiyor ve double rhyme'lara yer veriliyor. Flow açısından da ders niteliğinde bir parça.
8,5/10

        3- “Dönecek Bu Devran”

        Şarkının ismi oldukça iddialı. Alem DM böyle diyerek, Türkçe rap'te işini iyi yapan ancak tanınmayan MC'lerin (özelde de kendisinin) bir gün tanınacağını söylüyor. “Ben zoru severim ve hiçbir zaman yılmam.” derken, az tanınmanın onun işini zorlaştırdığını ama bunun onu kamçıladığını belirtiyor, ayrıca popüler içeriklerden ziyade nitelikli işler ortaya koymak istediğini de söylemiş oluyor. Müziğiyle de, verse'leri ve nakaratıyla da sağlam bir şarkı. Flow ve ritim tutuşa diyecek yok, kafiyeler de gayet seri ve kulak dolduruyor. “Dört dörtlük için uykusuz kalan DM bu zat” diyen sanatçı gerçekten dört dörtlük bir iş yapmış. Bizce de bir gün dönmeli bu devran.
10/10

        4- “Bu Hareket”

        Dördüncü adımda öncekilerden daha tansiyonlu bir parçayla karşılaşıyoruz. Şarkının dinleyiciyi rahatça yakalayan bir müziği var, sözler de yine akıcı ve çoğunlukla rap piyasasıyla ilgili. Dinleyenlere muhabbet fazla geliştirilmemiş gibi gelebilir; çünkü “Sebebim Yine” parçasındaki verse'lerin ilk yarıları bu şarkının verse'lerini oluşturuyor. “Sebebim Yine” daha önce kaydedildiyse bu parça onun bir çeşit remix'i olmuş. Albüme düz bir remix yerine böyle bir alternatif versiyon konması da gayet güzel bir tercih.
8,5/10

        5- “Anlatamam”

        Şimdiye kadar hareketli gitmişken beşinci parçada melankolik tarza geçiş yapıyoruz. Alem DM'in melankolik rap'i ne kadar iyi icra ettiğini gösteren “Anlatamam”, albümün en iyilerinden. Şarkıda duygular güzel ifade edilmiş, dile getirilen tespitler de oldukça önemli. Müzik de gayet hoş ve yatıştırıcı.

        Parçada bir yönüyle felsefi bir konu işleniyor: insanın, kendisini başkasına tam olarak ifade edemeyeceği gerçeği. Bu tema bize Orhan Veli'nin “Anlatamıyorum” şiirini anımsatıyor; bununla birlikte Orhan Veli bu temayı duygusal planda işlerken Alem DM düşünsel bir kaygı gütmüş. Orhan Veli'nin kâğıda olduğu gibi aktaramadığı şeyler duyguları, Alem DM'in ise düşünceleri. Bununla birlikte biz Alem DM'in sesini de duyuyoruz; yani o, kendisini ifade etme bakımından Orhan Veli'den avantajlı konumda diyebiliriz. Parçanın müziği de hem söz yazarının hem de dinleyicinin duygularını harekete geçirme ve yansıtılan duyguları kuvvetlendirme işlevi görüyor. Orhan Veli de “Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel / Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu / Bu derde düşmeden önce” diyerek, insanın duygularını idrak etmesi ve yansıtması bakımından müziğin avantajlı oluşuna işaret etmiş.
10/10

        6- “Başa Sarmam”

        Bir önceki parçada “Anlatamam” diyen Alem bu sefer birikmişlikle ve güçlü bir anlatma isteğiyle seri cümleler kuruyor. Duygusal cümlelerin bu kadar seri gelmesi dinleyicide bir tür tokat etkisi yaratıyor diyebiliriz; nakaratta ise daha sakin bir tavır ve kabulleniş çabası var. Müzik hoş, özellikle de sondaki saf müzik kısmı. Tek verse artı nakaratlık kısa bir şarkı olduğu için tadı damakta kalıyor, belki nakarat dört kere verilebilir ve/veya sondaki saf müzik kısmı daha uzun tutulabilirdi. “Kural olmalı tabii ki bir düzen için / fakat bana söyle kuralı koyan kim?” cümlesi önemli.
8/10

        7- “Perde”

        Geçen şarkının nakaratında “Hayallerinle gerçekler arasında bir perde” diyen Alem bu şarkıda direkt “Perde” ismini kullanmış. Albüme adını veren şarkıyı albümün tam kalbine (Diğer 12 şarkının tam ortasına) koymuş. Beat'i, verse'leri ve nakaratı oldukça sağlam olan şarkı dinleyenleri bağımlı yapabilecek nitelikte.
10/10

        8- “Sebebim Yine”

        Melankolik temaya elverişli bir beat'le devam ediyoruz, içerik ise duygusal, didaktik ve protest özellikler gösteriyor. “Bu Hareket” şarkısında değindiğimiz üzere verse'lerin ilk yarıları o şarkıda da kullanılmış. (Bu ortak verse'lerden kısa bir bölümü [Dinlen yeni vardiyen / Sana yabancı gelir deli kabilem / İşini var bilen / Ne desem harbiden / Yolunu bulur elbette ağır giden] Alem DM 2015'te çıkardığı “Sonu Vardır”da da kullandı.) O şarkıda muhabbet yarım bırakılmış gibi duruyordu, bu şarkıda ise sözlerin tamamını duyuyoruz ve taşlar yerine oturuyor. Bireysel ve toplumsal birçok konuya değinilen, kapsamlı bir şarkı olmuş. Nakaratın pek sivrilmediği söylenebilir.
7,5/10

        9- “Sorun Hep Birden”

        “Sorun Hep Birden” eğlendirici bir müziğe sahip. Beat'teki kesik kesik melodiye uygun bir vurguyla okuyor sözlerini Alem. Nakaratın verse'lerin son cümlelerinin üstüne binmesi cümleleri anlamayı zorlaştıran bir detay olmuş. Albüme farklı bir tat katan, bununla birlikte fazla sivrilmeyen bir şarkı.

        Şarkıda geçen iki cümleye değinelim istiyoruz:

        “Seni çıkaracağım komadan” - Alem DM didaktik yönü olan ve teknik açıdan sağlam şarkılar ortaya koymaya çalıştığı için böyle bir ifade kullanıyor. Teknik yönden sağlam olmayan ve kalitesiz içerikli rap'lere alışmış olan kişiyi komadaki bir kişiye benzetiyor ve rap'inin böyle kişileri uyandırabileceğini düşünüyor.

        “Çalışmayana bir hak yok olsa da akıl” - İnsanlar hayatlarını kazanabilmek için “bir işin ucundan tutmak” zorundalar. Bu bir işin ucundan tutmak hâli maalesef ki “yaşamak için çalışmak” yerine “çalışmak için yaşamak” denilen durumu ortaya çıkarabiliyor. İnsana daha küçüklüğünden beri konan “kendini geliştirme” hedefi de hemen hemen sadece “bir yerlere kapağı atmak” amacına yönelikleşebiliyor. Böyle bir hengâmede insanın durup düşünme ve sorgulama lüksü (!) de kalmıyor. İnsan aklı / düşüncesi bir kıymet olmaktan çıkarak yerini “iş güç” alıyor. (Buradan emeğin bir kıymet olmadığını düşündüğümüz anlamı çıkarılmasın; ancak insan vasıflarından -neden, niçin ve nasılına bakılmaksızın- yalnızca emeğin yüceltilmesi de tartışmaya açık bir dünya görüşüdür sanıyoruz. [Bu konuda Bertrand Russell'in Aylaklığa Övgü kitabındaki “Aylaklığa Övgü” başlıklı yazısına bakılabilir.]) Elbette fikir insana bir hareket noktası oluşturması bakımından önemlidir, fikrini kendine hareket noktası yapmak yerine sadece durup düşünen kişi belli bir noktadan sonra yerinde saymaya başlar. Alem DM'in de burada meselenin her iki tarafını kastettiği düşünülebilir; yani hem insanın düşünme pratiğine kıymet verilmeyişinden şikâyet ediyor hem de yalnızca akıl yürütmenin insana fayda sağlama konusunda yetersiz kalacağından bahsediyor. (Aslında benzer bir denklemi sevgi için de kurabiliriz. Birine duyduğumuz bağlılıktan ziyade bu duygu neticesinde yaptığımız şeyler önemlidir.)

        * * * Bu kısımda bu cümlelerden hareketle bir romana atıf yapacağız. Dileyenler bu kısmı atlayabilir veya buraya albüm analizinin geri kalan kısmını okuduktan sonra dönüş yapabilirler. * * *

        “Seni çıkaracağım komadan.” ve “Çalışmayana bir hak yok olsa da akıl.” cümleleri -Alem'in bunları söylemedeki maksadı farklı olsa da- bize Melih Cevdet Anday'ın Aylaklar romanındaki Şükrü karakterini anımsatıyor. Bu romanda ana karakterlerin yaşantıları ve duygu dünyaları üzerinden eğitimin, siyasetin, insan ilişkilerinin, en nihayetinde de nesillerin ve bir devrin çöküşü yansıtılmaktadır. Romanın ana kişileri 2. Abdülhamid devrinden kalma bir köşkte yaşayan bir aile ile birtakım aile yakınlarıdır. Bu aile yakınları da (akraba veya ahbap) zamanla köşke yerleşmişlerdir. Şükrü, köşkün en genç üyesi olan Muammer'in arkadaşıdır ve -roman kişilerinin çoğu gibi- düzenli bir iş sahibi değildir. Toplumla ve toplumun alışılmış değerleriyle barışık yaşamaz. Yüksek okul okuyup iş güç sahibi olmayı diplomalı kölelik olarak niteler. Herkesi istediği gibi eleştirir ve aylaklığı kendine bir hak olarak görür. Kendini savunduğu bir kısımda şöyle der: “Bu toplum beni yaşatmak, yedirmek, içirmek zorundadır. Çünkü, ben ona küfrediyorum, onu sarsıyorum, onu dövüyorum. Sonra nedir canım, çalışsam, başkaları için para kazanmış olacağım.” (Everest Yayınları'nın Mayıs 2016 tarihli 2. baskısı, s. 106.) Şu da belirtilmeli ki Şükrü'nün idealistliği çarpık bir idealistliktir. O, bu düşüncelerini kendine hareket noktası yapmak yerine konforunu korumaya bahane olarak benimser. Kendisini kendi gözünde çok büyütür, özeleştiri yapmaz. Başkalarında zaaf olarak gördüğü şeyleri acımasızca eleştirse de kendi teslim olduğu zaafların onlarınkinden hiç de aşağı kalır yanı yoktur.

        Romanda Şükrü - Muammer neslinin (o zamanın genç nesli) düşünceyi aksiyonun önüne geçirmişliğiyle ilgili olarak köşkün hanımının şu eleştirilerine de yer verilir: “Bizim nesil atılgandı, cesurdu, yaşamayı severdi. (...) Sizin kuşağa gelince, siz şimdi kuşak diyorsunuz ya, bir filozofluktur gidiyor sizde, hindi gibi düşünüp duruyorsunuz. (...) Elinizi bir işe sürmeden dünyaya fetva vermek istiyorsunuz siz.”. (Aynı baskı, s. 102) Bu görüşler de ilk bakışta haklı gözükseler de içten içe doğru olduğu hissedilen tavırlara karşı bir tür savunma mekanizması olarak yorumlanabilir. Harekete geçmeden, bir şeyleri değiştirmeye çabalamadan yalnız düşünmek ve eleştirmek ne kadar yanlışsa düşünmeden, kendini bir akışa kaptırarak hareket etmek de o kadar yanlıştır. Büyüklerin durup düşünmeye kıymet vermeyişi, “felsefe”ye tepeden bakarak “eylem”e önem verişi Muammer'in şu tarz iç çatışmalar yaşamasına sebebiyet verir:

        “Bunların hepsini düşünmek lazım. Sadece düşünmek de yetmez, bir yargıya varmalı. Çok güç işler bunlar. (...) Belli bir yargıya varsam ne olacak? Arkasından hemen bir eyleme geçmek, bir şeyler yapmak gerekecek. İşte korkum bundan. Eylem kadar korkutan bir şey yok beni. (...) İnsanoğlu, kendi yargıları, kendi inanışları ile mi yaşıyor, yoksa başkalarının yargıları, başkalarının inanışları ile mi? (...) Normal insanla anormal insan arasındaki fark da beni düşündürüyor. Yoksa normal dediklerimiz, anormallikleri ortaya çıkmamış insanlar olmasın?

        Bunlar adice, bayağıca felsefeler. İlk çabam bu türlü bayağılıklardan kurtulmak olmalı. Her yeni düşünmeye başlayanın düştüğü saçmalıklar ve kendini beğenmişliklerdir bunlar. İnsanoğlunun binlerce yıldır düşünüp eskittiği sorunları yeni baştan ele alır da farkında olmaz düştüğü durumun, kendini bir düşünür sanır. Ayıp bir şey bu...

        Ama ben de yeni yeni düşünmeye başlıyorum. Bunu unutmamalı.” (Aynı baskı, s. 170-172.)

        Romanda Muammer'in sonradan içine düştüğü eylem takıntısı ona yanlış kararlar verdirir. Gerek onun, gerekse diğer kişilerin düştüğü yanlışlar da roman kişilerinin yalnızlaşmasına ve trajik olaylar yaşanmasına sebebiyet verir.

        Alem DM -protest rap'i ideal rap olarak gören her rapçi gibi- şarkılarında düşünce yürütmeye, sorgulamaya ve didaktizme önem veren bir rapçi. “Başa Sarmam”da söylediği “Kural olmalı tabii ki bir düzen için / fakat bana söyle kuralı koyan kim?” cümlesiyle, Muammer'in içine düştüğü sorgulayışların bir benzerini dillendirmiş oluyor. Ama Şükrü ve Muammer ile Alem'in düşünceleri arasında benzerlik varsa da onların aksiyonları çok farklıdır. Şükrü'nün Alem DM'den ayrıldığı nokta onun bir düzen karşıtı olmasıdır. O, düzendeki olumlu tarafları görmez ve düşüncelerini kendi konforuna alet eder. Muammer ise düşünmenin önemini yeterince kavrayamayıp harekete geçme saplantısına kapılır ve olayların sonucunu düşünmeden yanlış kararlar alır, eylemlerinde de tutarsızlığa düşer. Onun insanlar ve felsefe konusunda atladığı bir şey vardır: Her insan bu dünyada belli deneyimlere sahip olmak zorundadır. Başkalarının deneyimlediği pek çok şeyi biz de deneyimliyoruz; her sabah güneş doğuyor ve uyanıyoruz, her gün belli pratikleri yerine getiriyoruz. Duygu planında da çok aykırı safhalardan geçmiyoruz, örneğin bizden öncekilerden daha güzel âşık olamıyor isek de biz de âşık oluyoruz vs. Hepimizin geçtiği yollar aşağı yukarı aynı iken, bizden öncekilerin düşündüğü mevzuları düşünmeye gerek duymamamız, bunları düşündüğümüz için kendimizi suçlu hissetmemiz anlamsız olur. Bu dünyaya biz de gelmiş isek -veya daha doğru şekilde ifade edelim: biz de birer insan olarak yaratılmış isek- “yaşamak”ta olduğu gibi “düşünmek”te de belli bir mesafeyi -bizden öncekilerle az çok aynı şekilde de olsa- katetmemiz gerekmekte. Montaigne'in dediği gibi, “Başkalarının bilgisiyle bilgin olsak bile ancak kendi aklımızla akıllı olabiliriz.”. İnsan yalnızca kendisinden önce düşünülenlere uyar veya bunları toptan reddederse yanılır. Yine, birtakım düşünceler o güne kadar tatmin edici sonuçlar vermediği için bunları düşünmekten çekinirse de hataya düşer.

        Türkçe protest rap kimi zaman hep benzer şikâyetleri dile getirdiği için, yeni bir şeyler söylemediği için eleştiri alabilen bir tür; ama önemli olanın her zaman yeni bir şeyler söylemek veya bilinen bir şeyi yeni şekilde söylemek değil, düşünme ve düşündürme pratiği olduğu da görmezden gelinmemeli. Ömer Seyfettin'in “Üç Nasihat” hikâyesindeki yaşlı adam şöyle der mesela: “Bildiğini hatırlamak, yeniden bir şey öğrenmek kadar faydalıdır.”
7/10

        10- “Uzamasın Laf”

        Albümün en sert edayla yapılmış parçası olan “Uzamasın Laf” kötü çevrenin, sahte ilişkilerin eleştirildiği ve bu sebeple kimi yerde argo ifadelerin ve küfürlerin kullanıldığı bir şarkı. Rap'te küfrün ne şekilde ve ne miktarda kullanıldığında kabul edilebilir olacağına örnek olarak bu şarkıyı verebiliriz. Şarkıdaki sosyolojik tespitler ve öğütler önemli; nakarat ise “Daha söylenecek çok şey var da lafı uzatmaya gerek yok.” düşüncesini yansıtıyor. Biz de lafı uzatmıyor ve tam not veriyoruz.
10/10

        11- “Yerinde Saydı”

        Güzel ve başarılı bir melankolik şarkı daha. Yatıştırıcı bir müziği var ve albümdeki en güzel nakaratlardan biri bu parçaya ait. Müziğin sondaki değişimi de çok hoş.
9/10

        12- “Yaşamak Daha Zor”

        Tadı damakta bırakan bir melankolik rap örneği. Bu şarkıda Alem DM aşktan bahsetmiş ve -gerçekte veya kurgusal olarak- âşık olduğu kişiye seslenmiş. Oldukça güzel bir şarkı, nakarattan sonra bir verse daha olsaydı diye düşündürdü bizi. Belki de lafı uzatmak yerine tadında bırakmak tercih edilmiş. Sonda “Bombanın Pimi” yerine bu parça olsaydı bir çeşit outro görevi görebilirdi.
8,5/10

        13- “Bombanın Pimi” (feat. Ruger)

        Aynen albümünde de bir araya gelmiş olan ikili yine üst düzey bir iş ortaya çıkarmış. Alem'in verse'ünde rhyme ve mesajlar, Ruger'in verse'ünde de rap hayatıyla ilgili sözler ön plana çıkıyor. İkisi de oldukça akıcı yazmış, nakaratı ortaklaşa söylemeleri ise yine süper.
9/10

        Albüm Ortalaması: 8,769... ~ 8,75

        Perde, aldığı puanla Aynen albümünü oldukça geride bırakıyor. Alem DM bu albümüyle çıtayı kendisinin de her albümünde erişemeyeceği kadar yukarıya çıkarmış. Yalnızca onun albümleri içinde değil, Türkçe rap içinde de ele alındığında ağırlığını koruyabilecek bir albüm olmuş diyebiliriz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder